KANDİDA ALBİKANS NEDİR ?

İnsan bağırsağında yaşayan milyonlarca mikroorganizma bulunmaktadır ve bunların çoğunu bakteriler oluşturmakla birlikte, elbette mantarlar da bunların içinde yer almaktadır. Bakterilerin vücut içerisinde bağışıklık sisteminin desteklenmesi gibi çok önemli görevleri varken ,mantarlar çoğu zaman aslında gerekli değildirler ve bunların bir kısmının patojen (hastalık yapıcı) özellikleri de olabilmektedir ki işte ‘’Kandida albikans’’ bazı istisnalarla birlikte bunlardan biridir. Bu tür hastalık etkenleri çok fazla çoğaldığında; şişkinlik, ishal, bazen kabızlık ve daha sonra detaylarıyla anlatılacağı üzere birçok belirtiler görülebilmekte, sıklıkla Kandida tarafından tutulan deri veya mukoza yüzeylerinin kaşıntısı da söz konusu olabilmektedir.

Bir sistem düşünün ki, bir tarafından şeker veriyorsunuz, diğer taraftan saf etil alkol alıyorsunuz ya da öyle bir fabrika düşünün ki, bu fabrikada bir taraftan çikolata, şekerleme baklava veriyorsunuz sistem onu saf etil alkole dönüştürüyor. Yani siz istediğiniz kadar alkol kullanmıyorum deyin, vücudunuzda eğer Kandida varsa ve şekerli ya da nişastalı şeyler tüketiyorsanız, bağırsaklarınız da alkol üretiliyor ve siz alkol almış gibi çakır keyif oluyorsunuz , yani bir anlamda içmeden sarhoş oluyorsunuz.

İşte Kandida adı verilen ve bağırsaklarda bulunan bu mantar, gıdalardan aldığınız sofra şekeriyle imal edilmiş ürünleri ve unlu mamülleri önce piruvata sonrada asetaldehit ve karbondioksite dönüştürüyor. Asetaldehit, hem karaciğer hem de mantar tarafından etil alkole dönüştürülüyor. Açığa çıkan karbondioksitin etkisiyle de karnınızda gaz ve şişkinlik oluşuyor.

Kandida albikans öncelikle, daha sonra detaylarıyla bahsedilecek olan değişik nedenlerle bozulmuş bağırsak florasının sonucu gelişen bir maya mantarı enfeksiyonudur. Eşeyli çoğalan, diploit, maya tipi bir mantar türüdür. Kandida cinsine ait 200 civarında tür olmasına karşın, Kandida enfeksiyonlarının % 50’sinin, hatta bazı kaynaklara göre % 75’inin sorumlusunun, araştırma sonuçlarına göre Kandida albikans olduğu anlaşılmaktadır. Üzerinde birçok araştırmalar yapılan Kandida türleri içerisinde önceleri yalnızca Kandida albikans’ın patojen olduğu düşünülmüş, ancak 1960’lardan sonra yapılan klinik deneyim ve çeşitli deney modellerinin sonuçlarına dayanarak K. albicans (K. stellatoidea dahil), K. catenulata, K. dattila, K. famata, K. glabtara, K. guilliermondii, , K. kefyr, K. rusei, K.lusitaniae, K. parapsilosis, K. pulcherrima, K. propicalis, K. Zeylanoides, K.auris olmak üzere 15 türün daha patojen özelliği olduğu kabul edilmiştir. albikans’ı bu cinsler içerisinde en sık karşılaşılan tür olarak öne çıkaran özelliklerin başında ise mukoza yüzeylerine yapışma yeteneği gelmektedir.

Günümüzde pek çok kişi maya enfeksiyonlarından rahatsızlık duymaktadır.Gerçekte Kandida’nın çok sayıda alt türü bulunmakla birlikte, özellikle yedi türü insanlarda enfeksiyona neden olmaktadır. Bunlar aşağıda özetlenmiştir;

Kandida albikans: En fazla bilinen türü olup, insanlardaki Kandida enfeksiyonlarının yaklaşık % 50-75 ’inden sorumludur.

Kandida tropikalis: Kandida enfeksiyonlarının yaklaşık % 15-20 ‘sinden sorumludur ve Kandida Albikans kadar agresif değildir. Kandida tropikalis özellikle tropik ülkelerde yaygın olan ve nötropenik durumlarda kan dolaşımı vasıtasıyla organlara yayılan bir Kandida türüdür, taksonomik olarak K. albicans’a yakındır ve birçok benzer patojenik özellik taşımaktadır.
Kandida albikans’ın kandidiyasise neden olan en önemli tür olmasına rağmen Kandida tropicalis ‘e dayalı enfeksiyonlar son yıllarda dramatik olarak artmaktadır. Bu organizmanın baskın olmasının sebepleri ve flukonazole olan karşı direncinin sebebi henüz açıklığa kavuşturulamamıştır buna ek olarak, bu organizmanın patojenite mekanizması ve bağışıklık sisteminin buna yanıtı da henüz anlaşılamamıştır.1970 ve 1980’li yıllarda yapılan bazı çalışmalar K. Tropikalis’ in lösemi hastalarında ve kemik iliği nakli yapılan hastalarda yaygın olduğunu göstermiştir.2016 yılında yapılan araştırmalar ise Kandida tropikalis’in E koli ve Serratia marcescens ile sinerjik olarak etki gösterdiğini ve Krohn Hastalığına neden olabildiğini göstermiştir.
K. Tropicalis ayrıca zeytin ağacından biyodizel üretmek amacıyla kullanılmaktadır.

Kandida glabrata :

Diğer Kandida türleri gibi K. Glabrata’da normal floramızın bir parçasıdır ve bu nedenle sağlıklı insanlarda bulunması son derece doğaldır ve normal şartlarda insan bağırsağında hiçbir soruna neden olmadan yaşar, ancak Kandida albikans’da olduğu gibi bağışıklık sisteminin düşmesi halinde sorun olarak, insanların hastalanmasına neden olabilir. <br=””>Son on yıllarda K. Glabrata nedeniyle ortaya çıkan enfeksiyonlarda bir artış olmuştur. Diekema ve arkadaşları ABD’de 2012 yılında yaptıkları bir çalışma ile bunu duyurmuşlar ve K. Glabrata’nın Kandida enfeksiyonları içerisinde Kandida albikans’tan sonra en fazla enfeksiyona neden olan –ikinci- Kandida türü olduğunu açıklamışlardır.
K. Glabrata antimantar ilaçlara karşı çok dirençli bir tür olup , araştırmalar K. Glabrata’nın antimantar ilaçlarına karşı çok kolay direnç geliştirebildiğini ortaya koymuştur.Klasik tıp yöntemleri çerçevesinde fazla miktarda antimantar ilacı kullanılması K. Glabrata’nın bu ilaçlara karşı direnç geliştirmesine neden olmuş ve bunun sonucunda enfeksiyonlarda artış yaşanmıştır..
Son zamanlarda K. Glabrata’nın hastane ortamından insanlara geçen bir patojen olduğunun altını çizmek gerekmektedir. Bu demektir ki hastane ortamındaki insanlar için K. Glabrata enfeksiyon riski yüksektir
K. glabrata mukozada enfeksiyona neden olabildiği gibi (Ağız içinde, özofagusta, vajinada, ve idrar yollarında) vücudun değişik organlarına da yayılarak enfeksiyona neden olabilmektedir. Ayrıca vücudun değişik bölgelerinde tek başına enfeksiyona neden olabildiği gibi K. Albikans ve K.Tropicalis ile birlikte karışık enfeksiyona da yol açabilmektedir.
Diğer taraftan K. Glabrata sadece bağışıklık sistemi düşük olan yetişkinlerde değil aynı zamanda premature yeni doğan bebeklerde de enfeksiyon nedeni olabilmektedir.
Genellikle K. Glabrata enfeksiyonunun belirtileri K. Albikans belirtilerinden farklı olmayıp sadece çok küçük farklar bulunmaktadır. K. Glabrata enfeksiyonuna yakalanmış birçok kadında hiçbir belirti görülmemektedir. 2004 yılında Brezilyalı bir bilim adamı olan Svidzinski, tarafından yapılan bir çalışmaya göre; K. Glabrata enfeksiyonu geçiren kadınların yaklaşık yüzde 54’ünde hiçbir belirti görülmemiştir.
İdrar yollarındaki Kandida enfeksiyonlarının yüzde 20’sinden fazlasına K. Glabrata neden olmaktadır ve sıklıkla bu enfeksiyon K.albikans ve diğer bakteriyel patojenlerle birlikte gerçekleşmekte ve bu enfeksiyonlardaki belirtiler diğer Kandida türlerinde yaşanan belirtilerden farklı olmamaktadır.
İlk olarak üzümlerde keşfedilmesine rağmen bugün artık normal floramızın bir parçası haline gelen K. glabrata enfeksiyonuna yakalanmamak için özellikle hastane ortamında ki değişik cisimlere, yüzeylere , araçlara dokunmamak ve hastane personelinin ellerine dikkat etmek gerekmektedir çünkü insanlarla direk temas sonucunda yada seksüel yollarla geçebilmektedir ve böylesi durumlarda düşük bağışıklık sistemine sahip insanlarda soruna neden olabilmektedir. Genel olarak vakaların % 15-20’sinden sorumludur.</br=””>

Kandida parapsilosis : Kandida vakalarının % 15-20 sinden sorumlu olup özellikle Avrupa ülkelerinde görülmektedir. K. parapsilosis enfeksiyonlarının görülme sıklığı maalesef gün geçtikçe artmakta ve bu nedenle gelecek için büyük bir tehdit haline gelmektedir. Sağlık alanındaki gelişmelere bağlı olarak yeni doğan bebeklerde yaşam oranı artarken diğer taraftan otoimmün hastalıklar, kanser, enfeksiyon hastalıkları gibi bağışıklık sistemi rahatsızlıkları nedeniyle kullanımı artan immün sistemini baskılayıcı ilaçların kullanımının artması K. Parapsilosis enfeksiyonlarının da artmasına neden olmaktadır.
Bu patojen özellikle çeşitli hastalıklar nedeniyle ağızdan beslenmesi mümkün olmayan hastalarda ve prematüre yeni doğan bebeklerde sıkça görülmekte olup genellikle sağlık çalışanlarının ellerinden, protez yüzeylerinden ve venöz kateter gibi hastane ortamlarında kullanılan aletler vasıtasıyla hastalara geçmektedir.
K. parapsilosis ile ilişkili hastalıkların görülme sıklığı ve anlaşılamayan boyuttaki ölüme neden olma oranı nedeniyle daha etkin tedavi yöntemlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca K. parapsilosis ile K. albicans arasındaki önemli farklılıklar, hastalık oluşturmasında rol oynayan toksinlerin yapılarından ve türlerin diğer bazı farklılıklarından kaynaklanmaktadır.
K. parapsilosis immün yetmezliği olan hastalarda yara ve doku enfeksiyonlarında yerleşerek kan zehirlenmesine neden olan bir maya türüdür, örneğin diş çekimi sırasında ya da benzer açık yaranın olduğu ortamlarda bu nedenle tehlikeli olabilmektedir. Sadece insan kaynaklı bir patojen olmayıp evdeki hayvanlar ,sinekler yada toprakta da bulunabilmektedir.
Yapılan bir çalışmada tırnak enfeksiyonlarında Kandida parapsilosis’in en yaygın Kandida türü olduğu belirlenmiştir.

Kandida auris: Kandida ailesine mensup ve yakın zamanlarda bulunmuş bir Kandida türüdür. 2009 yılında Satoh ve arkadaşları Japonya’da 70 yaşlarındaki Auris isimli bir kadının kulak sıvısında bulmuştur. Kulak sıvısında bulunmuş olmasına rağmen başka enfeksiyonlara da neden olmaktadır. Kandida auris de genellikle hastane ortamında rastlanan bir tür olup, bulunduğu yerlerde temas eden kişilerde enfeksiyona neden olmaktadır. İnsanların elleri vasıtasıyla kişiden kişiye geçen Kandida auris’in tam olarak neyle geçtiği henüz tam olarak bilinmemesine rağmen özellikle bağışıklık sistemi düşük olan kişilerde sorun teşkil etmektedir.
Lockhart ve arkadaşları tarafından 2017 yılında yapılan bir çalışmada değişik yerlerdeki 54 hastadaki enfeksiyon incelenmiş ve bu hastaların yüzde 41’inin diyabet hastası, yüzde 51’inin yakın zamanda ameliyat olmuş kişiler, yüzde 78’inin venüs kateteri olan kişiler, yüzde 41’inin ise Kandida auris’in izole edildiği anti mantar tedavisi görmüş kişiler olduğu belirlenmiştir.
Kandida auris enfeksiyonu aşağıdaki semptomlara neden olabilmektedir;
• Duyma kayıplarına neden olan kulak enfeksiyonları,
• Ameliyat sonrası yara enfeksiyonları,
• Kan dolaşımı enfeksiyonları,
• Nadir olarak kalp ameliyatlarıyla birlikte ortaya çıkan perikartta olan inflamasyon ,
• Vulvovaginitis

Kandida krusei : Kandida’nın çok az görülen bir türü olup vakaların sadece % 1’inden sorumludur ve özellikle yeni doğan bebek ishallerinde ve zaman zaman sistemik kandiyasis vakalarında görülmektedir.

Kandida lusitaniae : Kandida’nın bu türü de nadir rastlanan diğer bir türdür ve özellikle nefrit ve kan zehirlenmesi vakalarında görülmektedir.
Değişik Kandida türlerinin kendisine has farklı özellikleri bulunmaktadır.Bu nedenle bazı türleri, diğerlerine göre daha fazla hastalık yapabilme yeteneğine sahiptir. Bu türlerin ” hüf “ oluşturma potansiyeli özellikle önemli bir faktördür çünkü Kandida’nın dokuları istila etme ve derin köklü enfeksiyon oluşturma özelliği buna bağlıdır.
Mantarlarda bulunan çevreden besin emmede kullanılan iplik benzeri dokuya “hyphae” ya da Türkçe’de “hüf” adı verilmektedir. Kandida albikans, Kandida tropikalis ve Kandida dubliniensis türü bunlara örnek olarak verilebilir.
Günümüzde insanların önemli bir sorunu haline gelmiş olan ve bu nedenle gelişmiş ülkelerde ileri düzeyde önem verilmesine karşın ülkemizde pek de fazla önemsenmeyen Kandida, büyük ölçüde yanlış ilaç kullanımı nedeniyle ortaya çıkan bir hastalıktır. Antibiyotiklerin gereksiz ve aşırı kullanımından ve ayrıca aşırı antibiyotik verilmiş sığır eti, tavuk ve süt tüketiminden ve sonra detaylarıyla anlatılacak diğer sebeplerden kaynaklanabilmektedir.

Yanlış ilaç kullanımı nedeniyle, miktarı azalan ve sağlıklı bir vucutta bulunması gereken Bifidus ve Asidophilus bakterileri, Kandida tedavisi ve destek ürünlerin kullanımı ile bağırsaklarda tekrar oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Vücut, Kandida yüzünden dengesini kaybettiğinde birçok hastalık için uygun hale gelmektedir çünkü bağırsaklardaki, bağışıklık sistemi için çok önemli olan faydalı bakteriler, Kandida nedeniyle azalmış olmaktadır.
Antibiyotiklere ek olarak, steroid ya da kortizon ilaçları, östrojen, progesteron yada doğum kontrol hapları gibi vücutla uyumlu olmayan sentetik hormonlar, kemoterapide kullanılan Cytotoxic ilaçlar, bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar ve ağrı kesiciler, beslenme bozukluğunun neden olduğu düzensizlikler ve özellikle asidik beslenme, aşırı stres , gerginlik, olumsuz duygu ve düşünceler, zayıflamış bağırsak ve karaciğer işlevi, azalan sindirim salgıları ile birlikte kan şeker düzeylerinin dengesiz seyrettiği kontrolsüz diabette idrar ve vajinal salgılarda şeker düzeylerinin artması, Kandida da dahil olmak üzere mantarlar için maalesef çok uygun bir ortam hazırlarmaktadır.
Hormonal değişiklikler de Kandida enfeksiyonlarına uygun ortam hazırlayabilmektedir, bir bayanın hamile olması ya da menopoza girmesi buna örnek olarak verilebilir. Özellikle gebeliğin son üç ayında hücresel bağışıklığın azalması ile Kandida gelişimi kolaylaşmaktadır. Gebelikte, kanda östrojen ve progesteron miktarının yükselmesi, vajinada glikojen adı verilen maddenin artışına neden olmakta, bu da Kandida gelişimini hızlandırmaktadır. Bu nedenle değişik amaçlarla, östrojen ve progesteron içeren hormon ilaçlarının alımı da Kandida görülme oranını arttırmaktadır. Tiroid hormonu bozukluğu gibi hastalıklar da, bu nedenle Kandida için uygun ortam hazırlamaktadır. Diğer taraftan spiral gibi rahim içi araçların etkisi tam olarak bilinmemekle birlikte, Kandida için uygun ortam hazırladığı konusunda bilgiler mevcuttur.
Bağışıklık sisteminin ilaçlar ya da sistemik hastalıklar sonucu baskılanması da doğal olarak vücutta Kandida gelişimini hızlandırmaktadır.
Sağlıklı bir kolonda 1000 bakteriye karşı sadece 1 tane Kandida maya hücresi bulunmaktadır ve bu bakteriler Kandida’yı kontrol altında tutabilmekte ve onların kötü olan mantar formuna dönüşmesini engellemektedir. Bu hassas dengenin, örneğin antibiyotik alınması sonucu bozulmasıyla birlikte, kolondaki faydalı bakteriler ve tabiki zararlı bakterilerde ölmekte fakat antibiyotiklerden etkilenmeyen Kandida bunu fırsat bilerek söndürülmesi zor bir yangın gibi yayılmaya başlamaktadır. Bu esnada adeta sakal veya bıyık gibi köklenerek bağırsak yüzeyini hızla sarmaktadır ki, buradan ciddi sorunlara neden olan sızıntılı bağırsak sendromunun ne kadar kolay gerçekleşebileceğini tahmin etmek mümkündür.
Yukarıda sıralanan etkenler nedeniyle bağırsakta sayıları artan Kandida türleri öncelikle şekere, alkole ve unlu mamüllere olan iştahı kamçılar ve alınan bu besinler Kandida sayısının daha da artmasına neden olmak suretiyle vücutta kronik alkol zehirlenmesine neden olur.
Kandida maya hücrelerinin kan dolaşımı içerisinde ya da vücutta herhangi bir organ üzerinde bulunması durumunda Kandida’nın sistemik hale geldiği söylenir. Klasik batı tıp kesimleri, bağışıklık sisteminin sağlıklı olması durumunda bunun mümkün olmayacağını düşünmekte, ancak aids, kanser ya da bağışıklık sistemininin baskılandığı durumlarda ve Kandidiyasis durumlarında bunu “ sistemik’’ olarak adlandırmaktadırlar.
Kandidaalbikans normalde bağırsak florasının bir parçası olmakla birlikte, miktarının bağırsak florasının değişik nedenlerle bozulmuş olması nedeniyle kontrolden çıkması sonucunda, bağırsak duvarının zarar görmesi ile birlikte kana karışarak vücuda yayılmaktadır. Bu yayılma sonucunda dokulara, organlara zarar verecek bazı toksinler aynı zamanda bağışıklık sisteminin de olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır. Kandida ve diğer mayaların aktivitesi sonucunda ortaya çıkan en önemli atık asetaldehit olup, bu zehirli toksin vücutta serbest radikal aktivitesine destek olmaktadır. Asetaldehit vücutta karaciğer vasıtasıyla etanol’e (İçilen alkol) dönüştürülmektedir ki bu nedenle bazı insanlar vücutlarında aşırı gelişen Kandida mantarı nedeniyle, sürekli olarak alkol alıyormuş gibi sarhoş ve halsiz hissettiklerini söylemektedirler. Bu durum kişilerin karaciğerlerinde ilave ciddi bir yük oluşturmakta ve Kandida bu şekilde kişinin sağlığının ciddi olarak bozulmasına neden olmaktadır.
Kandida’nın bağırsaklarda normal olan maya formu, bitkinin tohumuna; Kandida’nın kronik mantar formu ise detaylarıyla anlatılacak olan sebepler nedeniyle kontrolden çıkarak dönüşen bitkinin, artık kök salmış olan kendisine benzetilebilir. Kandida’nın kökleri rizoit olarak isimlendirilirler ve bitkilerin toprağa kök saldığı gibi, Kandida’nın mantar formu da vücudumuzdaki dokulara kök salarak, aslında hücrelerimizin ve kan dolaşımımızın ihtiyaç duyduğu besinleri emerler, Kandida’nın bu formundan kurtulmak işte bu nedenle çok zordur.
Kandida’nın maya formu çoğu zaman bir sorun oluşturmazken, bağışıklığın ciddi bir şekilde düşmesiyle hayatı çekilmez hale getiren ve olası bir sistemik Kandida’ya giden kronik Kandida’da sorunlar başlamaktadır. Kandida’nın maya hali ile mantar formu arasında büyük farklar bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir